YENİDEN DOĞUŞ
Evrenin sınırlarına oranla hayal
edilemeyecek kadar küçük bir bölgesinde, küçük bir yıldızın etrafında dolanan
mavi bir gezegen...
Nasıl da berrak, saf, parıltılı
bir su damlası gibi sessiz ve sakin uzay boşluğunda devinmeye devam ediyor…
Hiçbir zihin durumunun baştan sona kavrayamayacağı düzeni ile uzay boşluğunda
hızla bir yerlere doğru yol alıyor.
Üzerine gelişigüzel serpiştirilmiş, kara parçalarının kenar çizgilerini gizleyen bulutsuların altında sanki gülümsüyor. Atmosferi buğulu bir ışık gibi yuvarlağı çevreliyor.
-Her insana dünyayı seyrettirmeli
uzay boşluğundan; bu gizemli ve çekici maviliğin ardında uzanan sonsuz karanlık
boşluğu da hissedebilmeli insan. İşte o zaman kavrayışımız farklılaşıyor, bilgiçlikten
bilmeye, bilgiçlikten bilinmeze doğru yükseldiğimizi, kendimizi sorgulamaya
başladığımızı görüyoruz.
Aşağıdaki keşmekeşten bir düzene nasıl geçeceğimiz sorusundaki suçluluk duygusunda diğer insanlara, dünyaya ve evrene ihanet ettiği gerçeği ile de yüzleşiyor…
-Derin bir hayranlık ve suskunluk
zamanı şimdi…
Dünya, uzaklardan seyredenler için
bu yalın duruşu ile büyüleyici ve gizli güzelliklere, insan aklının alamayacağı
güce ve değişimlere sahip bir oluşum. Yer yuvarlağının muhteşem görüntüsü insanı
bambaşka birisi haline getiriyor. Bu yüceltici görkemden ve olağanüstülükten
etkilenmemek mümkün değil. İşte bundan dolayı kocaman bir uzay gemisi dolanıp
duruyordu dünyanın çevresinde; çok büyük, binlerce penceresi olan bir gemi. Bu dev
araç adeta bir 'yeniden doğuş' merkezi ve çok sayıda insanı barındırıyor
içinde; yaşadığı, yaşamaya çalıştığı çevreden çıkarak bir başka gözle dünyayı
görmeye gelen, yerdeki kişisel, çevresel, varlıksal sorunlardan bunalan ve
çözümü çok farklı bir ortamda arayan bildik insanların oluşturduğu kalabalık
bir topluluk.
Kilometrelerce yukarıdan her şey
uzak, her şey güzel, her şey hafif ve her şey bambaşka görünüyordu. İnsanlar
yere ait kaygılarının uzayın derinliğinde kaybolduğunu ama ayrışan, gelişen,
güçlenen düşüncelerin ve coşkunun genişleyerek kendilerine ulaştığını
hissediyorlardı. Çarpıcı, baştan çıkarıcı manzara insanı âdeta büyülüyor,
kendini aşan, evrensel oluşuma katılan, sınırlı düşünsel, duygusal ve fiziksel çevresinin
dışına çıkabilen insanlar yaratabiliyordu.
-Bu bir sanat eserinin karşısında
duyulan hayranlık, içtenlik, aşkınlık, saygınlık ve arınma duygularıyla
özdeşti.
İnsan, yerde bulamadığı, farkında
olamadığı duygu, düşünce ve moral dünyasına burada geçirdiği zaman sürecinde
daha kolay sahip olabiliyor, yeni değerlerle değişim ve yenileşme
sağlayabiliyordu.
Teknolojinin büyük aşamalar
kaydettiği bir dönemde yaşanmasına rağmen karışık çözüm yöntemlerine girmeden
çok basit bir yol izleniyordu: Birey geniş pencereli tek kişilik odasının
içerisinde, bin kilometreden beş yüz bin kilometreye kadar değişen uzaklıklarda
bir süre yaşamına uzay gemisinde devam ediyor ve fazla bir yardım almadan ama
yerinde desteklerle moral çözümüne kendisinin ulaşması hedefleniyordu.
Geçirdikleri süre sonunda dünya
onların gözünde artık eski dünya değildi. İlkel tutkularımızın esiri olmanın
evrensel bir kanun olmadığını anlıyorlardı? Yerde alışmış, yer şartlarına
programlanmış beyinlerin karşılaşma olanağı az evrensel görüntüler karşısında
duyduğu hayranlık ve şaşkınlık kendileri dışındaki gücün boyutlarını da ortaya
seriyor ve şöyle bir duyguyu sıklıkla yaşıyorlardı: olağanüstülük ve hiçlik.
İnsan kendi dar boyutlarını önce dünyanın sonra da evrenin boyutlarıyla karşılaştırdığında
sonsuzluk kavramına uyum sağlayarak adeta kendini yeni baştan programlıyordu.
Gemiye alınacak insanlara
yerdeyken söylenen ilk ve tek öneri ise şuydu: "Gemideki yolculuk
sonrasında tamamen kendinizi bulabileceğiniz, olumluya değişebileceğiniz hatta
iyileşebileceğiniz gibi aklınızı kaybetme riskiniz de vardır."
İnsan, kendi dünyevi yaşantısı ile
burada gördükleri ve hissettikleri dünya arasında nasıl bir çelişkiye düşer ve
nasıl bir değer atfeder ki çıldırma noktasına gelir?
Dünya, koskoca evrende yaşayabildiğimiz
tek yer mi yoksa?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder