10 Temmuz 2026 Cuma

ÖYKÜ 6

SIVA USTASI

Kaldırımda akan insan seli arasında yürürken aniden durduğunda, arkasından gelenler duramayarak birbirleriyle çarpıştı. Homurdanmalara aldırmadan kafasını kaldırıp yanı başındaki sarı binayı seyretmeye başladı. Yer yer bakımsızlıktan sıvaları dökülmüş, dış cephe boyası asıl rengini kaybetmiş, kirlenmiş, yüzüne bakılası bir hali kalmamış son derece sıradan görünümlü bir binaydı bu.

O bir sıva ustasıydı. Seyrine daldığı bina onun meslek hayatındaki ilk göz ağrısıydı ve kendisi için önemliydi. Bir takım anıları canlanmıştı gözünde; sıvacılığa attığı ilk adım, iskeleye ilk çıkış, bacaklarının ilk titreyişleri ve önemlisi, "Benim işim bu olmalı," dediği zamanlar... Çekingen, ürkek, eli yavaş zamanlar... Geçmişe döndü bir an.

Çevresinde iyi bir sıvacı olarak tanınırdı. İşini çok önemser, kusursuz çalışır, titiz bina sahipleri tarafından aranırdı.

İskele üzerindeyken, yukarıda tahtaların, demir çubukların, tuğlaların arasında kendisini kesinlikle özgür ve mutlu hissediyordu ve daha rahat düşünebiliyordu. Aşağının baskısı yukarılarda daha azdı. Yaşamını ve isteklerini sorgulayabiliyor, kendi kararlarını veriyor, risk alıyor, sonuçlarına katlanmasını biliyordu. Daha sonra işini başarmanın özgüveniyle aşağıya, insanların arasına tekrar inmeye, bütünleşmeye ihtiyaç duyuyordu. İşinin kendisine sunduğu özgürlüğü yaşayamasaydı toplumla bütünleşme kararlılığını gösteremez, o özgüveni kendinde bulamazdı. Yukarıda, iskele üzerindeki bir dönüşüm noktası, onun bireyselliğini kaybetmeden toplumla ilişkiler dengesini ve toplumla bütünleşmesini sağlarken kendi iç dünyasındaki dengeyi de düzenliyor,  yaşamını hoşnut kılıyordu.

Kuşkusuz sıradan bir işti sıvacılık. Ama sıradanlıkla bağdaşmayan, kendine özgü bir anlam bütünlüğüyle çalışır ve yaşardı o. Sıva işi onun yaşam biçimiydi. Duvarlara yansıttığı iç dünyasını aşağılardan seyretmek hoşuna giderdi; karamsar, mutlu, endişeli, öfkeli, neşeli, zamanlarına yani yaşamına eşlik ederdi. Üstelik duvarlara yansıttıklarını kimse sezemezdi, kendisinden başka kimse göremezdi.

Yürümeye devam ederken geriye dönüp bir daha baktı; neredeyse bir elektrik direğine toslayacaktı. İşe gidiyordu. Adımları hızlıydı ve bir an önce iskeleye çıkmak istiyordu. Kendine sık sık sorduğu soruları tekrarladı: "Herkes benim gibi midir? Olması gerektiği gibi mi davranıyorum? Diğer insanlar nasıl başa çıkıyorlar?"

Binaya girdi ve gri, nemli, cansız merdiven boşluklardan üst katlara doğru ilerledi.  İskelenin eksik olan birkaç tahtasını yerleştirip sıvanın harcını hazırladı; derin bir nefes alarak iskeleye çıktı ve çalışmaya başladı.

Aşağıdan geçmekte olan kızlı erkekli bir grubun gürültülü gülüşmeleri yukarılarda yankılandı. Sıvayı sertçe duvara fırlattı. Neden böyle davranmıştı ki?..

Hava çok soğuk ve rüzgârlıydı. Arkasındaki derin boşluktan esen rüzgâr vücudunu sarsıyordu. Malanın ucuyla sıvası taze duvara kocaman bir kalp şekli çizdi, sonrada yanına "DN" harflerini ekledi. Sonra içinden mırıldandı: D… N…

Beklemeden bir kaç kez üstünden geçerek çabucak yazdıklarını sildi.

Bu arada bağırtılar duydu alt katlardan. Eğilerek kafasını uzattı ve neler olduğunu anlamaya çalıştı; bir kadın ve bir erkek tartışıyorlardı. Adamı tanıyordu bu binanın sahibi değil miydi?

Kadın ağlamaklı, "Keşke seninle evlenmeseydim! Keşke!" diye bağırmaktaydı.

Bağrışmalara ara vermeden bir yandan da merdivenleri çıkıyorlardı. Aradan ikisini de görebiliyordu, istemsizce kenara çekilerek kendini gizledi.

"Artık dayanamıyorum!" diyerek kadın pencere boşluklarından birine doğru hamle yapıp önünde durdu. Aşağıya atlayacak bir kararlılıkta görünmüyordu ama hayli sinirli ve gergindi.

Ama adam yine de lafını esirgemedi. "Ben de dayanamıyorum anlayışsızlığına!"

Kadın yüzünü, gözünü eğerek kocasını aşağıladı. "Bu aptal binaların içini benden iyi biliyorsun ama beni yalnız bırakıyorsun!"

Adam, "Ne demek istiyorsun!" dedi. "Yalnız bırakmak mı? Ama daha iyi bir hayatımız olması için çok çalışmam gerekiyor."

Bir ara sesleri kesildi.

Kadın bir adım ileriye sıçrayınca sıvacıyı gördü ve kendini içeriye çekti. Adam iskelede birisinin olduğunu hissedince, kadının biraz uzağındaki pencereden kafasını uzatarak, "Hey sıvacı, ne işin var orada, bizi mi dinliyorsun!" diye öfkeyle bağırdı.

"Hayır, sadece işimi yapıyordum," diye karşılık verdi.

"Tamam, tamam devam et, güzel sıva!"

Kadın araya bu konuşmalar girmemiş ve sıvacıyı görmemiş gibi, "Sen bana layık değilsin, istediğim elbiseyi bile giyemiyorum!" diye bağırdı.

"Vitrin de her gördüğün giyilir mi zannediyorsun!"

"Hayır!.. Evet! Sen vitrinlere bakmazsın ki... Giyilip giyilemeyeceğini nasıl anlayacaksın?"

"Öff!.. Haftada bir gün bilardo oynamama bile etmediğini bırakmıyorsun!"

Birbirleriyle alay eder, hiçe sayar tartışmaları arasında kadın birden fırlayıp önündeki iskelenin tahtasına çıktı. Sarsıntının etkisiyle sıvacının malzemeleri ve aletleri onbir kat aşağıya dökülüverdi. İskelenin tahtalarına çarpan sıva her bir tarafa dağıldı ve aşağıya yağmur gibi elendi.

"Dur ne yapıyorsun!" diye atıldı adam.

Kadın, "Sakın yaklaşma!" diye dişlerini sıkarak bağırdı. Adam üç-beş adım ötesinde durmak zorunda kaldı. Kadın iskelenin tahtasına düşmemek için olanca gücüyle sarılıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. Tahtayı bacaklarıyla sıkıca kavramış, eteği gerilerek yukarıya sıyrılmıştı. Parlak çoraplı, dolgun bacakları birden ortaya çıkıverdi.

"Yapmayın hanımefendi," diye bağırdı sıvacı. Sırası değildi ama kadının bacaklarına bakarak, "Daha yirmisinde var yok," diye söylendi.

"Geceleri beni yalnız bırakıyorsun, sonra da 'soğuk bir kadın' diye arkadaşlarının yanında laflar ediyorsun," dedi sümüğünü silerken. "Oysa duygusuz bir robotsun sen!" Kendini kaybetmiş haldeydi ağlamaya devam ederken. Nerede olduğunu fark etmiş olacak ki tutunduğu tahtaya sıkıca kollarıyla da sarıldı. "Oysa ben soğuk bir kadın değilim! Değilim!"

Kadının bu lafları sıvacının yanında söyleyebilme cesaretini farklı bir tecrübe olarak yorumladığına, hiç kuşku yok.

"Dur yanına gelmek istiyorum," dedi adam.

"Daha önce gelebilseydin ya! Hayır yaklaşma!" Bunu daha canlı söylemişti.

Sıvacı, "Durun, durun. Neden aşağıda konuşmayı denemiyorsunuz?" diye araya girdi heyecanlı bir sesle. "Müteahhit Bey, karınızın başlangıçtaki isteklerini yerine getirirken, yersiz, gereksiz hatta aptalca olduğunu hiç düşünmemiştiniz." Kadına dönerek de, "Bayan sizde, onu elde ettiğinizi zannettiniz ve evliliğin ilk günüden beri bir kaç kelimenin ardına sığınarak geçirdiniz tüm zamanınızı... Gerçi fikrimi sormadınız, sizi de tanımıyorum ama... ama hem kendinize, hem birbirinize gerçekten birlikte olduğunuz zamanlar ayırmalısınız."

Bir süre sessizlik oldu ve rüzgârın uğultusundan başka bir şey duyulmadı. Adam istemeye istemeye, "Sen..." diyerek dudaklarını sertçe büktü.

Sıvacı bunları söyleyebilmek için çok kitap okumak gerekip gerekmediğini kendi kendisine sordu.

Kadın, "Korkuyorum, kurtar beni!" diye sıvacıya bağırdı. Bağırtısı hâlâ kapris doluydu ve gururu elden bırakmıyordu. Sıvacıyı çağırırken aslında kocasının gelmesini istiyordu.

Sıvacı, "Ona ancak siz yardım edebilirsiniz, ben ilerlersem iskelenin dengesi bozulabilir," derken aynı zamanda kadını ve adamı onurlandırmış oldu. Adam, olabildiğince temkinli, ağır ağır boşluğa adımını attı ve bin bir güçlükle de olsa kadını içeriye almayı başardı. Oraya nasıl çıktığını bile anlayamazken, tehlikenin boyutlarının yeni farkına varmış gibi perişandı.

Sıvacı, "Düşmesi ne talihsizlik olurdu," diye düşündü.

İkisi de pencerenin önünde gözyaşlarını silerken, "Dünkü yemek dondurulmuş değildi," dedi şefkate muhtaç ağlamaklı sesiyle kadın.

"Lezzetinden anlamalıydım..." diye karşılık verdi adam kendilerine acıyarak.

Bir süre bakıştılar. Hiçbir şey konuşmadılar. Merdivenlerden birbirlerini kollayarak, sakınarak inmeye başladılar. Onları aşağıda az sonra birbirlerine sarılmış olarak gördü.

"İşte onlar da aşağıdan yukarıya çıkmışlardı ve sonra yukarıdan aşağıya indiler," diye düşündü. "Karı ve koca özgürleşme isteği ile birlikte hem kendi benliklerini bulamamanın, hem de birbirlerini tanıyamamanın sıkıntı ve baskısıyla yüz yüze kalınca aşağıdan buralara kadar çıkmışlardı. Aşağıda bireyleşme, yukarıda ise birleşme gereğini duyarlarken son derece sıradandılar, tıpkı benim gibi."

Bir kaç metrekare sıvamıştı ki, nemli sıvanın ortasına kocaman bir çizgi çekti. Çizginin üstüne, yan yana duran çöpten bir erkek ve bir kadın, altına da yine aynı figürleri biraz mesafe bırakarak çizdi ve aralarına ince, küçük bir çizgi ekledi. Çizdiklerini bir yuvarlak içine aldı.

Sonra çizdiklerini silerek sıvaya devam etti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SİTE İÇERİĞİ Fantastik, aykırı, psikolojik, varoluşçu, bilim-kurgu öyküleri... KÖSTEKLİ SAAT  (PSİKOLOJİK) RÜYA FOTOĞRAFLARI  (FANTASTİK) KÜ...