ARASA BEY'İN ÖZLEMİ
Büyük masasın etrafına dizilmiş
yönetim kurulu üyeleri aşırı bir dikkat ve memnuniyetle konuşmacıyı
dinlemekteyken yönetim kurulu başkanı ve patronları Arasa Bey'in ortamdan uzak,
ilgisiz ruh halini konuşmacının, "kârımızı geçen seneye göre iki kat
artırdık," sözü bile değiştirmedi. Arasa Bey orada bulunmak ile bulunmamak
arasında kalmış bezgin haliyle dev ekrandan renkli şemaların geçişini dalgın
dalgın öylece seyrediyordu.
"Sayın Başkanım!" diye
temkinle seslenen konuşmacıyı duymayan Arasa Bey’in böylesi halleriyle son
zamanlarda pek sık karşılaşır olmuşlardı. Haftalık toplantılarda sık sık dalıp
gidiyordu ama şirketin yılsonu toplantısında, hele de önemli kararların
alındığı, yeni yatırımların planlandığı, kârlılığın açıklandığı böylesi bir
toplantıya bile ilgisiz kalmasını da yadırgamadan edememişlerdi. "Başkanım!"
diye daha yüksekçe tekrarladı konuşmacı.
"Ha evet… Güzel, güzel."
diyebildi. "Toplantı bitti mi?" diyerek kendini toparladı ve ayağa
kalkarak pencereye doğru gitti. Masanın çevresindekiler bakışarak bu durumu
garipsediklerini bir kez daha sessizce birbirleriyle paylaştılar. "Beyler,
yakında size önemli bir kararımı bildireceğim," dedi.
Son günlerdeki değişikliklerin
nedenini ‘önemli’ dediği bu kararla mı açıklayacaktı yoksa? Biri, "Nasıl
bir karardan bahsediyorsunuz?" diye sordu.
"Önümüzdeki toplantıda
açılayacağım."
"Merakta bırakıyorsunuz bizi," diye karşılık verdi adam. İş ve yatırımla ilgili bir karar ise çok sevinecekleri belliydi. Arasa Bey'in bu kısa açıklamalar sırasındaki canlılığını ve kararlılığını ise gözden kaçırmışlardı.
Akşam malikânesine döndüğünde
toplantının sonlarında yakaladığı enerjisini karısı ve oğlu da fark etti. Yemek
masasına oturduklarında, oğlu: "Yılsonu toplantınız iyi geçti anlaşılan,"
dedi gülümseyerek.
"Evet, yeni kararlar
alacağız, onun heyecanı içerisindeyim," dedi ama kararların ne olduğu
konusunda hiçbir ayrıntıya girmedi, zira dev holdingde her gün onlarca karar
alınıyordu ve hiçbiri de ev halkını doğrudan ilgilendirmiyordu.
"Bu heyecanın çok hoş,"
diye araya giren karısının gözü ister istemez yemeğe oturduklarından beri
kocasının buruşturup durmakta olduğu peçetedeydi. Çünkü kocası, peçetelerin
asla buruşturulmadan kullanılması gerektiğini çok iyi bilmekteydi ve peçeteler
evdeki titiz kuralların uygulanması sırasında mesele olmaktan epey zaman önce
çıkarılmıştı. Uzun yıllardır çok hassas davranan kocasının bugün niçin böyle
kuraldışı davrandığına anlam veremese de kafasındaki soru işaretleri nahoş bir
rahatsızlığa çoktan neden olmuştu. Kadın yediği yemekten hiç tat alamadı ve
hisleri sanki bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyor gibiydi.
Arasa Bey yatakta elleri başının
arkasında uzanmışken nedense uzun zamandır böyle huzurlu görünmemişti. Karısı
onun bu rahatlığı karşısında kuşkuyla sordu: "Ne oluyor Arasa?"
Bir süre sessizce beklendi, "nasıl
ne oluyor?"
"Sendeki bu değişimi
soruyorum."
"İş heyecanı."
"İş heyecanı mı, güldürme
beni." Sorgulayıcı ifadesi gözden kaçmadı. "İşinin seni uzun zamandır
heyecanlandırmadığını biliyorum."
Arasa Bey, karısının takıntıları
yüzünden sık sık kavga ettikleri dönemler artık çok gerilerde kalsa da, sinsi
bir anlaşmazlığın rahatsız edici atmosferi ile yıllar yılı birlikte yaşamak
zorunda kalmıştı. Kadının düzen ve simetri hastalığı yüzünden evin içerisi de,
dışarısı da akıl almaz kurallar ve düzenlemelerle doluydu. Arasa Bey yıllardır
süregelen bu sağlıksız durumu yine de hassas huylar olarak kabul ediyor, ses çıkarmıyor,
kısıtlamalara ve sıkıcı kurallara kendisinin de nedenini tam bilemediği çok büyük
bir sabırla katlanıyordu.
Bu akşam yemek yerlerken peçeteye
ağzını silme biçiminden, ellerini yıkadıktan sonra kuruladığı havluyu
düzeltmemesinden, çıkardığı elbiseyi asmamasından karısı çok anlamlar
çıkarmıştı. Evet, kesinlikle yolunda gitmeyen şeyler vardı.
"Öyle tabii, keyif aldığım
söylenemez," dedi Arasa Bey.
"Neden konuşmuyorsun benimle,"
diye çıkıştı kadın.
"Deminden beri ne yaptığımızı
sanıyorsun."
"Elbiseni asmamışsın."
"Biliyorum biliyorum…"
dedi kayıtsızca.
"O halde sorun ne?"
"Sorun mu? Ne demeye
çalışıyorsun anlamadım?"
"Başka bir kadın mı?"
"Saçmalama," dedi ve bir
süre bekledi. "Zannettiğin gibi değil," diye kafasını iki yana
sallarken, "yalnızca içimden geldiği gibi davranıyorum," dedi.
"Yaşantımıza artık alıştığını
sanıyordum."
"Ben de öyle sanıyordum,
kurallarının dışına çıktığım için özür dilerim," dedi sakince.
"Ne yani değişebileceğini,
değiştiğini mi imâ ediyorsun?" diye telaşla sordu.
"Hayır, ima etmiyorum. Bundan
sonra kendi isteklerimi de önemseyeceğimi de söylüyorum"
"Nasıl yani?" diye sesini yükselterek, şaşkınlıkla sorduğunda Arasa Bey sırtını dönmüştü bile.
Ertesi hafta holdingin toplantı
odasında Arasa Bey orada bulunanların da dikkatini çekecek kadar neşeli
görünüyordu ve büyük bir keyif içerisinde konuşmasına başladı: "Hepinizi
merak içinde bıraktığımı biliyorum ama yılsonu gibi önemli bir toplantı da
açıklamayı uygun görmedim. Şimdi açıklıyorum: Beyler, ben işi bırakıyorum."
Oturanlar, "Nereden çıktı bu,"
diyerek afalladılar. "Arasa Bey," dedi birisi, "Her şey
şirketlerimiz açısından mükemmel gidiyor, yıllardır birlikte uyum içinde
çalışıyoruz, üstelik de işi bırakmak için daha genç sayılırsınız… Bu kararı
almanıza sebep ne olabilir?"
"Size bir açıklama borçluyum
ama şu kadarını söyleyeceğim: Ömrüm boyunca yapmak istediğim bir şeyle artık
uğraşacağım artık."
"Nasıl yani, ne ile yeni bir
şirket, farklı bir iş mi?" diye karşılık verdi.
"Keyif aldığım, alacağım bir
şey. Evet, yeni bir iş."
Masadakiler pürdikkat Arasa Bey'in
ağzından çıkacak ilave kelimeleri beklediler ama açıklamayı yeterli sayarak
onlardan esirgedi. "Bu kadar, hepinize teşekkür ederim," dedi ve o
salondan, o binadan bir daha geri dönmemek üzere ayrıldı.
Akşam geniş malikâne bahçesinin
giriş kapısında arabadan inerek yürümeye başladı. Karısı ikinci kattaki
balkondan kocasının çimlere umursamadan basarak bahçeyi baştan sona kat ederek
geldiğini hayretle ve öfkeyle gördü.
Avaz avaz bağırıyor, eliyle de
işaret ediyordu kadın: "Çimlere basma, yoldan yürü!"
Arasa Bey hiç oralı olmadan
yürürken kadın bağırmaya devam ediyor, "duymuyorum," diye de karısını
kızdıracak, umursamaz hareketlerde bulunuyordu.
Kadın telaşla koşa koşa büyük malikânenin
beyaz merdivenlerinden aşağıya çarçabucak inmişti bile. Yerinde zıplayarak
kocasının ağır adımlarla yaklaşmasını bekledi. Öfkeyle adamı tersleyerek: "Ne
yaptığını sanıyorsun, beni çok geriyorsun!"
Ciddi bir ifadeyle, "Yürüyorum,"
cevabını verdi.
"Sen beni çıldırtmak mı
istiyorsun? Bahçedeki serçeler bile o çimlere basılmayacağını öğrendi!"
Arasa Bey daha fazla cevap verme
gereğini duymadı. Çalışma odasına kapanıp iki saat sonra yemeğe indi. Döke saça
yemeğini yedikten sonra ağzını bir güzel dantelli peçeteye sildi ve "Bugün
yönetim kurulu başkanlığından istifa ettim. Yeni başkan oğlum olacaktır,"
dedi sakin ve kararlı bir tavırla.
"Nee!.." diye bir ses
çıkardı kadın.
Arasa Bey o akşamı ve gecesini karısının birçok müdahale ve mücadele isteğine rağmen hiçbir şeye aldırış etmeden geçirdi.
Birkaç günün ertesinde Arasa Bey
yeni düzenini oturtmaya ve durumu anlamaya, alışmaya çalışarak geçirdi. Sabah
erkenden evden çıkıyor, akşam geç saatlerde yorgun argın ama mutlu ve huzurlu
olarak eve dönüyordu. Zamanının büyük bir kısmı şehrin sokaklarında dolaşarak
geçiriyor, hoşlandığı, yıllardır özlem duyduğu işi yapıyordu. Sonraki birkaç
hafta hemen hemen benzer şekilde geçmişti.
Eski Arasa Bey gitmiş yerine
başkası gelmişti. Karısı gergin geçen haftaların ardından dayanamayıp yine sordu:
"Sen ne yapıyorsun, nerelere gidiyorsun? Elbiselerin leş gibi kokuyor, hiç
kullanmadığın kadar türlü parfümler sürünüp duruyorsun. Ne halt ediyorsun,
neler gizliyorsun?"
Sakince, "tatlım ben memnunum," dedi
karısını kahreden bir sakinlikle.
"Sen normal değilsin?"
diye bağırıp kısa bir düşünce arası verdi; ne söylemesi, nasıl davranması
gerektiğini düşündü ve sonra: "Peki senden ayrılıyorum, sokaklarda sürten
pis pasaklı bir adamla bir dakika daha kalamam! Ha, bu malikâneyi istiyorum,
ayrıca yüklü bir tazminatta tabii ki!"
Sakince, "tabii..." dedi
yalnızca.
O günden sonra Arasa Bey
malikânesini terk ederek eski, kocaman bir hangarda yaşamaya başladı. Hangarın
bir köşesine geniş odalar, odacıklar, dolaplar, raflar yaptırdı. Onun hayatta
tek bir amacı vardı artık: Çöpleri karıştırmak ve çöpten topladığı eşyaları
istiflemek.
Her sabah sokaklara derin bir
coşku ve dayanılmaz istek ve hevesle çıktı. İnsanın yaptığı, uğraştığı işten,
hayattan keyif almasının mümkün olduğunu görmek onu sonsuz enerji ve yaşama
isteği veriyordu artık.
Odalarını çöplerden bulduğu ve
beğendiği eşyalarla donattı. Şehrin neresinde ne tür çeşitte ve zenginlikte çöp
olduğunu kısa zamanda öğrenmişti bile. Öğleden önce kendisi sokakları
dolaşıyor, öğleden sonra da sonraları ise bir kamyon kuru çöp satın alıyor bu
sefer de onları kendi hangarında karıştırmaya başlıyordu.
Servetini bile bu uğurda kullandı
ve hiç sakınmadı: Yeni özel şoförlü kamyonlar, hangarlar aldı. Hatta bununla da
kalmadı özel bir jet uçağı ile dev bir kargo uçağı satın aldı; başka şehirlerin
hatta dünyanın herhangi yerindeki çöpleri hangarlarına bu sayede kolayca
taşıyabilecekti.
Arasa Bey artık içinden geldiği
gibi davrandı ve yaşadı, yaptığı işten de çok keyif alıyordu ve mutluydu. İlk
defa bireysel çalışmanın ve emeği karşısında bir şeyler elde etmenin keyfini
yaşıyordu. Ülkenin önemli iş adamlarından biri olmasına, onca servetine,
sınırsız olanaklarına ve elit uğraşısına rağmen hep bu kişisel başarı, özgürlük
ve özgünlük duygusunu yaşamayı arzulamıştı ta çocukluğundan beri. İşte şimdi hayatının
bir anlamı olduğunu düşünüyor ve hayata farklı bir gözle bakıyordu. Dünyanın en
büyük çöp evi kendisinindi ve her an her köşesini gururla seyrediyordu çünkü o
çöpten eşyaları kendisi toplamıştı. Ömrünü, düzen hastası bir kadınla geçirdiği
için de kendisine kızmadan edemiyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder