10 Temmuz 2026 Cuma

ÖYKÜ 9

PENCERE 

Akşam:

İşten çıkıp bir koşuşturmayla tramvaya bindiğinde güneş henüz tam batmamış, pürsek bulutların arasında parlak bir turunculuk sunmuştu sıcak akşamın hoş atmosferine. Şu an: tramvay gidiyor, yol boyu manzaraları kendiliğinden akıyor, ılık esintiler vagondaki insanları ister istemez sakinleştiriyor, farklı yüzlerle benzer akşamlar, aynı yolculuklar sürüyor… Gecekondular, çeşit çeşit imalathaneler, camiler, kiliseler, hâlâ her türlü hoyratlığa direnen ürkek duruşlu ahşap evler... On binlerce insanın yakınından geçtiği halde ıssız ve tekinsiz görünen aşağıdaki sokaklar… Deniz, sarı, bulut, mavi, çatı, bir kız... Nasıl?!.

Hafif bir irkilme ile kendine gelir gibi oldu. Yalnızca bir an görebilmişti: Büyükçe ahşap bir evin üst katında, pervaza kollarını dayamış bir kız pencereden tramvayın geçişini seyretmekteydi. Sarıya çalan hızlı bir fırça darbesinin izlenimleriyle akıp gitti. İnsanın yalnızca kendisiyle paylaşabileceği hoş ve güzel anlardan biriydi.

Sabah: 

İşe gitmek üzere tramvaya bindi. Altı durak sonra aynı yerden geçerken yine dikkatini çeken o kız oldu. Pencerede öyle duruyor, geçmekte olan tramvayı izliyordu. Saatine baktı: 7:42. Garibine gitti. Kızın, bulunduğu vagonu takip ettiğini, hatta bir ara bakışlarının karşılaştığını bile düşündü ama tam da emin olamadı. Öylesine kısa süren bir tesadüf anı olmasına rağmen nedense çok hoşuna gitmişti. Bütün bir günü farklı duygularla geçirdi.

Aynı akşam:

Tramvay yine hızını almış ilerliyordu. Pencerenin camını aşağı iteledi. Kızın bulunduğu ev silsilesi yaklaştığında gözlerini kırpmadan, dikkatlice dışarıyı izlemeye başladı. Orada olup olmadığının düşünceleri arasında göründü. Kız tramvayın geçişini başıyla izlerken aynı duruşuyla belirgin bir izlenim uyandırdı adamda. "Bana bakıyor." Altıncı saniyede kız artık yoktu. Tramvay keskin kavisi hızla dönmüştü bile. Kafasını dışarıya sarkıttı ama nafile.

Uzun zamandır hissetmediği ılık, keyif veren bir dalga ile sarsıldı vücudu. Kendisinin gördüklerini başkaları da görmüş olabilir miydi? Dışarıyı izleyen başkalarının olup olmadığına bakındı. Bir kaç genç az gerisinde şakalaşarak dışarıya bakmaktaydılar. Onların, hiç ummadıkları anda karşılaşacakları güzel bir kızın görüntüsüne karşı takınacakları tavrı sessizce ve merakla bekledi. Ama Birisi "Neredeyse yıkılacak," dedi. Diğeri de, "Buraları aslında tertemiz edeceksin, dikeceksin temiz apartmanları," diyerek arkadaşına karşılık verdi. Kulak kabarttığı konuşmalarını önemsemek elbette ki içinden gelmedi.

Kızın hayali gözünün önünden gitmezken gece geçmek bilmedi.

Ertesi sabah:

Babasının kucağında, mavi gözlü afacan bir oğlan çocuğu vardı karşısında oturan. Ray boyunca çalışan işçilere, çevrede gördüğü insanlara tüm sevimliliği ile el sallayan ufaklığı izledi bir süre.

Tramvay, hedefindeki o noktaya yaklaşmaktaydı ki kız yine pencerede duruyordu. "İşte!" diye bağırası geldi. Saçları olanca güzelliği ile sabah rüzgârında savruluyordu. İnanılmazdı, adetâ kendisine gülümsemişti. "Bana gülümsedi." Kalbine tatlı bir yumruk indi sanki. Kız el sallamaya başladı. Onun başıyla tramvayı takip etmekten başka yaptığı ilk hareketiydi. Kendisi de hemen el sallayarak karşılık verdi ama kız kısa sürede gözden kaybolmuş, tramvay kavise çoktan girmişti bile. Elini yine de bir kaç kez salladı.

Hemen karşısındaki çocuğa baktı, penceredeki kıza onun da el sallayacağını ummuştu ama o esnada küçük oğlan parmaklarıyla oynamaktaydı.

"Oysa ufaklık o yöne doğru bakıyordu, görmemiş olabilir mi? Herkese el sallayacak değil ya... Belki de yorulmuştur," diye düşündü.

Küçük oğlan ile babası dışarıya el sallayan karşılarındaki adama kendilerine arkadaşlık ettiğini düşünerek gülümsediler. Sonraki durakta inerlerken, "Hadi amcaya el salla," dedi babası. Tramvay hızlanırken çocuk kendisine el sallamaya devam etmekteydi.

O gece:

Karısı çoktan uyumuştu. O ise sürekli düşünüyordu ve kesinlikle emindi: Kız kendisi için her sabah ve her akşam pencereye çıkmaktaydı. Neden? Tesadüf, kuruntu, hangisi?..

"Açık bal rengi saçları vardı ve gözleri de koyu yeşil olmalıydı. Buğday tenli, orta boylu..." Hayali ne hoştu. Tıpkı düşlerindeki gibi... Pamuk ipliğiyle yukarılara çekilecek kadar hafiflediğini hissetti. Kızın bulunduğu odanın giriş kapısını hayal etti: İnce bir zevkle döşenmiş odaya bahçeden yeni kopartılmış çiçeklerin kokusu sinmişti. Kapıda aniden belirecek ve "ben geldim," diyecekti. Bu beklenmedik ama her zaman yolunu gözlediği adamın seslenişini duyunca, tatlı, şaşkın tebessümü ile doğrulup geriye dönecek, 'canım' diyerek onu karşılayacaktı.

Acaba o da hayalperest, romantik biri miydi? Kaygısız ve rahat bir uykuya daldı.

Gece yarısı aniden peş peşe dizilen düşüncelerle uyandı. Karısını sevmiyor muydu? Kendine sorduğu sorunun cevabını bulamasa da suçluluk duygularını bastıramayacağını biliyordu. Penceredeki kıza kendisini bağlayan neydi ki? ‘Tutku’ kelimesi karanlıkta fütursuzca parladı.

Sabah:

Tramvaya omzuna asılı bir çantayla bindi. Coşkulu ve gururlu bir kaşif gibi hissediyordu kendisini. O noktaya yaklaştığında çantasından video-kamerayı çıkarıp omzuna yerleştirdi ve kayıt düğmesine bastı. Yirmi saniye sonra: "Sen artık buradasın." Kameraya bakarak tekrarladı: "Sen artık buradasın!.." Etrafdaki insanlar filme aldığı ev silsilesine filme alındığı için anlamlı anlamlı baktılar,  ama yine de dudak bükmeden edemediler.

Maalesef çektiğini hemen izleyemedi, zaten zar zor çalışan bir kamerası vardı. İşini yaparken gün boyunca düşünüp durdu: "Kimsin sen, niçin ben?"

Dönerken:

Yine oradaydı; o pencere, o kız. Aşk, mutluluk, heyecan, beklentilerle dolu saniyeleri yine kaydetmişti.

Bir an önce eve varmak çekimleri izlemek için can atıyordu.

Tramvaydan inince olabildiğince hızlı, eve koştu. Karısı henüz işten dönmemişti. Kaseti videoya takıp, 'play' tuşuna bastı. "Haydi, haydi!" diyordu içindeki tüm sesler. İlk saniyelerde evler ve renkler süzülerek ilerleyecekti. Sonra o ahşap ev... ve kız... İstediği kadar izleyebilecekti de. Bekledi... İlk saniyeler geçti... Giderken çektiği ilk video… İşte!

Nerede?

Yüzü kaskatı kesildi. Kızartırcasına tırmalayarak kaşıdı kafasını. Dönerken çektiği video… Başa dönüp tekrar tekrar izledi: Pencere bomboştu, kimsecikler yoktu; tahtalarla bir kısmı kapatılmış, çerçevenin kenarından çürümüş teneke parçaları sarkıyordu, ev yıkık döküktü.

"Neredesin?" diye sıkıntıyla mırıldandı. "Oradaydın! Biliyorum! Beni bekliyordun!"

Söylenirken titremesi geçmemişti; başı dönüyordu. Dolaptan bira alırken karısı içeri girdi. Emin olmak için ona izlettirmeyi bile düşündü ve tekrar tekrar da izletti. Karısına, çok uzak bir akrabalarının bir zamanlar bu evlerin birinde oturduğunu anlatmakta, gün gelecek bu evlerin ve arazilerinin çok kıymetleneceğinden bahsetmekteydi bu arada.

Kadın kocasının bu haline pek anlam veremese de garip zevkleri olduğunu bildiğinden içinden şaşırmak ve ilgilenmek gelmese de yine de önemser göründü. Asıl düşündüğü akşam yemeğinde ne yiyecekleriydi.

Ertesi sabah cumartesi:

Bitkindi ve aklı başında değildi. Sabah kalkıp dağınık çekmeceler arasında sessizce bir şeyler arandı. Giydiği gömleği temiz zannederek evden çıktı. Kendinde olmadığı kesindi, başı da müthiş zonkluyordu.

Tramvaydan inip karanlık altgeçitten evin bulunduğu ıssız sokağa geçti ve yürümeye başladı. Ev, ne kadar yürüdüğünü kestiremeden hiç beklemediği bir anda karşısında beliriverince gözlerine inanamadı. Korktuğu şey başına gelmişti. "Olamaz... Olmamalı!.." diye mırıldandı.

O evin bulmak istediği ev olduğuna artık kendini inandırdığında hissettiği boşluğu derin bir hayal kırıklığı doldurdu.

Yaklaştı; yıpranmış ahşap kapının daha önce hiç görmediği kadar kocaman, paslı kilidi hayallerini de sıkı sıkı kilitlemişti sanki. Biraz daha yaklaşıp kanatlı kapının aralığına gözünü dayayıp içeriye baktı. Yıllanmış, nemli, soğuk, karanlık bir rüzgâr çarpınca gözüne değnek dürtülmüş gibi irkilerek geriye attı kendini. Ev, uzun zamandır ardında birilerinin olduğuna dair hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu maalesef. Sert bir rüzgârda yıkılacakmış gibi eğreti, cansız, dökük duvarlar, kimi yerleri çökmüş çıkıntılar, gelişigüzel malzemelerle kapatılmaya çalışılmış aralıklar... Çatısının da bir tarafı çökmüş, ahşap kaplamaları kıvrılmış, çürümüş, harap bir evdi.

O pencereye bir daha baktı sonra da başını tramvay yoluna doğru çevirdi. Açıları kafasında derin hesaplarla tekrar tekrar karşılaştırdı. Altında oturmak güven vermese de eşiğine çöküverdi ve bir sigara yaktı.

Kafası karışmıştı ve kabullenmek istemese de virane bir evin kapısında adeta birisini bekliyor, birisinin de kendisini beklediğine inanmaya çabalıyordu. Her akşam-sabah gördüğü şey şu gerçek an ile eşleşmemişti ve bu gerçeklik hiç ama hiç hoşuna gitmemişti. Kendisini nasıl telkin edeceğini, kendisine nasıl izah yolu bulabileceğini henüz bilmiyordu.

Bir sigara daha yakmıştı ki ayaklarının altındaki toprak titreşmeye başladı; Tramvay geliyordu. Oturduğu yerden sakince geçişini izledi. 

Gülümsedi. Tramvayın penceresinden birisi ona gayretle ve içtenlikle el sallıyor, "ben bugün buradayım," diyordu. Bal rengi saçları her zamanki gibi yumuşacık bir ışık hissi uyandırdı hızla savuşurken. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SİTE İÇERİĞİ Fantastik, aykırı, psikolojik, varoluşçu, bilim-kurgu öyküleri... KÖSTEKLİ SAAT  (PSİKOLOJİK) RÜYA FOTOĞRAFLARI  (FANTASTİK) KÜ...